Deliryum

Deliryum Hakkında Genel Çerçeve

Deliryum, temel olarak dikkat, farkındalık ve bilişsel bütünlükte ortaya çıkan, kısa sürede gelişen ve gün içinde dalgalanma gösterebilen bir zihinsel durum değişikliği olarak tanımlanır. Bu durum, tek bir belirtiye indirgenebilen ya da yalnızca psikiyatrik bir bozukluk gibi ele alınabilen bir olgu değildir; aksine, çoğu zaman bedensel hastalıklar, nörolojik süreçler, çevresel koşullar ve biyolojik stres yanıtlarının kesişiminde ortaya çıkan karmaşık bir klinik tablodur.

Deliryumun ayırt edici yönlerinden biri, akut başlangıç göstermesi ve bireyin önceki zihinsel işlev düzeyine göre belirgin bir değişim içermesidir. Saatler ya da günler içinde gelişebilen bu değişim, çoğunlukla sabit bir seyir izlemez; dikkat düzeyi, algısal netlik ve çevreyle kurulan ilişki gün içinde belirgin biçimde dalgalanabilir. Bu özellik, deliryumu daha yavaş ve süreğen seyirli bilişsel bozukluklardan ayıran temel bir noktadır.

Klinik pratikte deliryum, özellikle ileri yaş, ağır bedensel hastalık, yoğun bakım ortamları veya cerrahi süreçler gibi durumlarla birlikte daha sık gözlenir. Bununla birlikte, yalnızca belirli bir yaş grubuna ya da tek bir hastalık kategorisine özgü değildir. Farklı klinik bağlamlarda ortaya çıkabilmesi, deliryumun tek bir nedenin değil, çoklu etkenlerin ortak sonucu olarak değerlendirilmesini gerekli kılar.

Önemli bir nokta, deliryumun bir hastalık adı olmaktan çok, altta yatan bir duruma işaret eden bir sendrom niteliği taşımasıdır. Bu nedenle deliryum, çoğu zaman klinisyene “ne olup bittiğini” değil, “bir şeylerin yolunda gitmediğini” haber veren bir uyarı işlevi görür. Bu bağlamda, deliryumun varlığı kadar neden ortaya çıktığı, hangi koşullarda şiddetlendiği ve zaman içinde nasıl değiştiği de klinik değerlendirme açısından belirleyicidir.

Bu sayfada sunulan bilgiler, deliryumu kavramsal ve klinik çerçevesiyle anlamaya yönelik genel bir referans niteliğindedir. Burada aktarılan açıklamalar, tek başına tanı koymak veya klinik karar vermek için yeterli değildir. Deliryum değerlendirmesi, bireyin öyküsü, mevcut tıbbi durumu, fizik ve nörolojik muayenesi ile gerekli görülen klinik incelemelerin birlikte ele alındığı kapsamlı bir klinik değerlendirme gerektirir.

Sıklıkla Eşlik Edebilen Deneyimler

Deliryum sırasında yaşanan deneyimler, tek tek belirtilerden çok, zihinsel bütünlüğün geçici olarak bozulmasına eşlik eden öznel ve davranışsal değişimler şeklinde ortaya çıkar. Bu deneyimler her bireyde aynı biçimde görülmez; kişinin yaşı, önceki bilişsel kapasitesi, eşlik eden bedensel hastalıklar ve içinde bulunduğu çevresel koşullar bu yaşantıların içeriğini ve yoğunluğunu belirgin biçimde etkiler.

En sık karşılaşılan deneyimlerden biri, dikkatin sürekliliğini korumakta zorlanma ve zihinsel odağın kolayca dağılmasıdır. Kişi çevresindeki uyaranları ayırt etmekte güçlük çekebilir; konuşmalar, sesler ya da görsel uyaranlar arasında anlamlı bir bütünlük kurmak zorlaşabilir. Bu durum, bireyin hem dış dünyayla hem de kendi düşünce akışıyla kurduğu ilişkiyi geçici olarak kesintiye uğratır.

Algısal düzeyde yaşanan değişimler de deliryuma sıklıkla eşlik eder. Çevresel uyaranlar olduğundan farklı algılanabilir; özellikle görsel alanda yanlış yorumlamalar veya gerçeklik algısında geçici kaymalar ortaya çıkabilir. Bu deneyimler çoğu zaman sistematik ya da kalıcı değildir ve zihinsel durumdaki dalgalanmalara paralel olarak değişkenlik gösterir. Kişi bazı anlarda daha berrak, bazı anlarda ise belirgin biçimde konfüze bir halde olabilir.

Duygusal yaşantılar da bu süreçte belirgin biçimde değişkenlik gösterebilir. Kaygı, korku, huzursuzluk, içe çekilme ya da duygusal küntlük kısa zaman aralıkları içinde birbirini izleyebilir. Bu duygusal dalgalanmalar çoğu zaman kişinin içinde bulunduğu durumu anlamlandırmakta zorlanmasına ve çevresine verdiği tepkilerin tutarsız görünmesine yol açar. Bu durum, dışarıdan bakıldığında ani davranış değişiklikleri ya da beklenmedik tepkiler şeklinde algılanabilir.

Deliryum sırasında uyku–uyanıklık döngüsünde bozulmalar da sık görülür. Gece ve gündüz algısının karışması, parçalı uyku ya da gün içinde aşırı uyku hali ile gece artan uyanıklık bu deneyimlerin bir parçası olabilir. Bu döngüdeki bozulma, zihinsel dalgalanmaları daha belirgin hale getirebilir ve deliryumun seyrini karmaşıklaştırabilir.

Önemli bir nokta, bu deneyimlerin kalıcı kişilik özellikleri ya da süreğen ruhsal durumlar olarak yorumlanmaması gerektiğidir. Deliryumda ortaya çıkan algısal, bilişsel ve duygusal değişimler çoğunlukla geçicidir ve altta yatan durumla yakından ilişkilidir. Bu nedenle, bu yaşantılar tek başına ele alındığında yanıltıcı olabilir; anlamlandırılmaları ancak bütüncül bir klinik değerlendirme içinde mümkündür.

Ortaya Çıkışını Etkileyebilen Etkenler

Deliryumun ortaya çıkışı, tek bir nedene indirgenebilen bir süreç değildir. Çoğu durumda deliryum, bireyin biyolojik kırılganlığı ile akut stres yaratan bedensel, çevresel veya iatrojenik etkenlerin etkileşimi sonucunda gelişir. Bu nedenle deliryumu açıklarken “neden” kavramından çok, hangi koşullar altında zihinsel dengenin geçici olarak bozulabildiği sorusu daha açıklayıcıdır.

Biyolojik düzeyde, beynin enerji kullanımı, nörotransmitter dengesi ve sistemik fizyolojik düzenleyiciler arasındaki hassas denge önemli bir rol oynar. Akut hastalıklar, enfeksiyonlar, metabolik dalgalanmalar veya oksijenlenmeyi etkileyen durumlar, beynin çevresel ve içsel uyaranları bütünlüklü biçimde işlemesini zorlaştırabilir. Bu durum, özellikle daha önce bilişsel rezervi sınırlı olan bireylerde, zihinsel işlevlerde ani ve dalgalı değişimlere zemin hazırlayabilir.

Deliryumun gelişiminde merkezi sinir sistemi ile diğer organ sistemleri arasındaki çift yönlü ilişki de belirleyicidir. Sistemik hastalıklar, cerrahi girişimler veya yoğun tıbbi bakım süreçleri sırasında ortaya çıkan fizyolojik stres, beyin işlevlerini dolaylı yollarla etkileyebilir. Bu bağlamda deliryum, çoğu zaman doğrudan bir beyin hastalığının değil, genel tıbbi durumun beyin üzerindeki yansımasının bir göstergesi olarak değerlendirilir.

Çevresel ve bağlamsal etkenler de bu sürece katkıda bulunabilir. Alışık olunmayan bir ortamda bulunmak, duyusal uyaranların aşırı artması ya da azalması, gece–gündüz döngüsünün bozulması ve sosyal ipuçlarının kaybı, zihinsel yönelim ve farkındalık üzerinde ek yük oluşturabilir. Özellikle hastane ve yoğun bakım ortamlarında bu tür etkenlerin bir araya gelmesi, deliryum riskini artıran bir zemin yaratabilir.

İlaçlar ve tıbbi müdahaleler de deliryum gelişiminde dolaylı ya da doğrudan etkili olabilen faktörler arasında yer alır. Burada önemli olan tek tek ilaç gruplarından ziyade, çoklu ilaç kullanımı, doz değişiklikleri ve bireyin fizyolojik yanıt kapasitesi arasındaki dengedir. Bu tür etkenler, altta yatan kırılganlıklarla birleştiğinde zihinsel durumun geçici olarak bozulmasına katkıda bulunabilir.

Tüm bu etkenler birlikte değerlendirildiğinde, deliryumun ortaya çıkışı çok etkenli, dinamik ve bağlama duyarlı bir süreç olarak ele alınmalıdır. Bu nedenle deliryum, yalnızca görünen belirtiler üzerinden değil, bireyin mevcut tıbbi durumu, yaşam koşulları ve çevresel bağlamı ile birlikte değerlendirilmesi gereken bir klinik durumdur.

Değerlendirme Nasıl Yapılır?

Deliryumun değerlendirilmesi, tek bir görüşme, kısa bir gözlem ya da yalnızca belirli belirtilerin varlığına dayanarak yapılabilecek bir süreç değildir. Bu durumun en ayırt edici özelliklerinden biri olan zihinsel durumdaki dalgalanma, değerlendirmeyi zamana yayılan ve çok boyutlu bir klinik yaklaşımı gerekli kılar. Bu nedenle deliryum, çoğu zaman “görülüp kaçırılabilen” ya da tam tersine, bağlamından koparıldığında yanlış yorumlanabilen bir klinik tablo olarak karşımıza çıkar.

Klinik değerlendirmede temel odak noktalarından biri, bireyin önceki zihinsel ve işlevsel düzeyi ile mevcut durum arasındaki farkın anlaşılmasıdır. Kısa süre içinde gelişen dikkat, farkındalık ve bilişsel işlev değişiklikleri, ancak kişinin önceki durumu hakkında güvenilir bir öykü ile anlamlandırılabilir. Bu nedenle, bireyin kendisinden alınan bilgilerin yanı sıra, yakınlarından veya bakım verenlerden edinilen gözlemler değerlendirme sürecinde önemli bir yer tutar.

Deliryum değerlendirmesinde dikkat edilen bir diğer unsur, zihinsel durumun gün içinde nasıl değiştiğinin izlenmesidir. Kişi bazı zamanlarda daha uyanık, yönelimli ve iletişime açık görünürken, kısa süre sonra belirgin konfüzyon, dikkat dağınıklığı veya algısal karmaşa yaşayabilir. Bu dalgalı seyir, deliryumu daha süreğen bilişsel bozukluklardan ayırmada önemli bir ipucu sağlar ve tek bir zaman diliminde yapılan değerlendirmenin yetersiz kalabileceğini gösterir.

Klinik gözlem, zihinsel değerlendirme ile sınırlı değildir; bedensel durumun ve genel tıbbi tablonun birlikte ele alınması gerekir. Deliryum çoğu zaman altta yatan tıbbi bir sürecin parçası olarak ortaya çıktığı için, fizik muayene, nörolojik değerlendirme ve gerekli görülen klinik incelemeler değerlendirme sürecinin ayrılmaz bileşenleridir. Bu yaklaşım, deliryumun kendisinden çok, onu ortaya çıkaran koşulların anlaşılmasına yöneliktir.

Önemli bir nokta da, deliryum değerlendirmesinin ayırt edici tanılarla birlikte düşünülmesi gerektiğidir. Demans, depresyon, psikotik bozukluklar veya ilaç etkileri gibi durumlar bazı açılardan deliryuma benzer görünümler sunabilir. Bu nedenle değerlendirme, yalnızca mevcut belirtilerin varlığına değil, başlangıç hızı, zaman içindeki değişkenlik ve bağlamsal etkenlere odaklanır.

Bu bölümde ele alınan değerlendirme yaklaşımı, deliryumun anlaşılmasına yönelik genel bir çerçeve sunar. Burada aktarılan bilgiler, tek başına tanı koymak için yeterli değildir. Deliryumun değerlendirilmesi, bireysel klinik özellikler ve tıbbi bağlam dikkate alınarak, yetkin sağlık profesyonelleri tarafından yürütülen kapsamlı bir klinik süreç gerektirir.

Alt Başlıklar / Alt Türler

Deliryum, klinik pratikte tek tip bir görünüm sergilemez. Zihinsel durumdaki bozulmanın nasıl ifade edildiği, bireyin davranışları, hareket düzeyi ve çevreyle kurduğu ilişki üzerinden farklı biçimler alabilir. Bu nedenle deliryum, bazı sınıflandırmalarda alt türler üzerinden ele alınır; ancak bu ayrımlar, kesin sınırlarla ayrılmış kategorilerden çok, klinik gözlemi kolaylaştıran tanımlayıcı çerçeveler olarak değerlendirilmelidir.

Bazı bireylerde deliryum, artmış psikomotor hareketlilik ve belirgin huzursuzluk ile ön plana çıkar. Bu durumda kişi çevresine karşı daha tepkisel olabilir, bulunduğu ortamı anlamlandırmakta zorlandıkça hareketliliği artabilir ve iletişimde baskın ya da dağınık bir görünüm sergileyebilir. Bu tür tablolar, genellikle daha kolay fark edilir; ancak dışavurumcu yapıları nedeniyle, altta yatan bilişsel karmaşanın yalnızca “davranışsal” bir sorun gibi algılanmasına da yol açabilir.

Buna karşılık, bazı deliryum tablolarında psikomotor yavaşlama, içe çekilme ve azalmış tepki verme daha belirgindir. Bu tür durumlarda kişi sessiz, dalgın ya da uykulu görünebilir; çevreyle kurduğu temas sınırlanabilir. Bu görünüm, özellikle yoğun klinik ortamlarda fark edilmesi daha zor bir tablo yaratabilir ve deliryumun gözden kaçmasına neden olabilir. Oysa zihinsel durumdaki bozulma, bu sessiz görünümün ardında aynı ölçüde derin olabilir.

Klinik deneyimde sık karşılaşılan bir diğer durum ise, bu iki görünümün zaman içinde birbirine dönüşebilmesidir. Aynı birey, günün bir bölümünde daha ajite ve hareketli görünürken, başka bir zaman diliminde belirgin bir yavaşlama ve dalgınlık sergileyebilir. Bu geçişkenlik, deliryumun doğasına özgü dalgalı seyri yansıtır ve katı alt tür tanımlarının neden her zaman yeterli olmadığını gösterir.

Alt türler üzerinden yapılan bu tanımlamalar, deliryumu “etiketlemek” amacı taşımaz. Asıl işlevleri, klinisyenin hangi tabloların daha kolay fark edildiği, hangilerinin ise daha sık gözden kaçabildiği konusunda farkındalık kazanmasını sağlamaktır. Bu nedenle alt türler, deliryumun anlaşılmasında yardımcı bir dil sunar; ancak tek başına tanısal ya da belirleyici bir ölçüt olarak ele alınmamalıdır.

Benzer Durumlarla Ayrım

Deliryum, klinik görünümü nedeniyle bazı diğer zihinsel ve nörolojik durumlarla karışabilir. Bu karışıklık çoğu zaman belirtilerin benzerliğinden değil, bağlamın ve zaman içindeki değişimin yeterince dikkate alınmamasından kaynaklanır. Bu nedenle deliryumu benzer durumlardan ayırırken, tek tek belirtilerden çok, başlangıç biçimi, seyir özellikleri ve dalgalanma paterni belirleyici olur.

Deliryum en sık olarak süreğen bilişsel bozukluklarla, özellikle demans tablolarıyla birlikte düşünülür. Her iki durumda da yönelimde bozulma, bellek güçlükleri ve günlük işlevlerde aksama görülebilir. Ancak demansta bu değişimler genellikle yavaş ve ilerleyici bir seyir izlerken, deliryumda zihinsel değişim kısa sürede ortaya çıkar ve belirgin dalgalanmalar gösterir. Dikkatin sürdürülebilirliği bu ayrımda önemli bir ipucu sunar; deliryumda dikkat çoğu zaman belirgin biçimde etkilenirken, demansın erken ve orta evrelerinde dikkat görece korunmuş olabilir. Klinik pratikte iki durumun birlikte bulunabileceği de unutulmamalıdır; bu durumda deliryum, mevcut bilişsel bozukluk zemininde gelişen akut bir ek durum olarak ele alınır.

Duygudurum bozuklukları ve depresif tablolar da zaman zaman deliryumla karışabilir. Özellikle ileri yaşta görülen belirgin durgunluk, içe çekilme ve iletişim azlığı, yüzeysel olarak bakıldığında deliryumu düşündürebilir. Ancak depresyonda zihinsel durumdaki değişimler genellikle daha tutarlı ve süreklidir; gün içindeki dalgalanma deliryumda olduğu kadar belirgin değildir. Ayrıca deliryumda görülen ani başlangıç ve dikkat dalgalanmaları, bu ayrımda yol gösterici olur.

Psikotik bozukluklarla ayrım da dikkat gerektirir. Deliryum sırasında ortaya çıkan algısal bozulmalar ya da düşünce içeriğindeki değişimler, psikotik belirtilerle benzer görünebilir. Ancak deliryumda bu deneyimler çoğunlukla parçalı, değişken ve bağlama duyarlı bir nitelik taşır. Psikotik bozukluklarda ise belirtiler daha tutarlı, yapılandırılmış ve süreğen bir örüntü gösterebilir. Ayrıca deliryumda bilinç ve dikkat düzeyindeki dalgalanma, bu ayrımı destekleyen temel bir özelliktir.

İlaç etkileri, yoksunluk durumları ve metabolik dalgalanmalar da deliryum benzeri tablolar yaratabilir. Bu noktada önemli olan, bu durumların deliryumdan tamamen ayrı kategoriler olarak değil, deliryumla iç içe geçebilen veya onu tetikleyebilen süreçler olarak değerlendirilmesidir. Klinik bağlamdan kopuk bir ayrım çabası, süreci olduğundan daha karmaşık hale getirebilir.

Bu nedenle benzer durumlarla ayrım, katı tanı sınırları çizmekten çok, zihinsel durum değişikliğinin zaman içindeki örüntüsünü ve ortaya çıktığı bağlamı anlamaya dayanır. Deliryumun ayırt edilmesi, ancak bütüncül ve zamana yayılan bir klinik değerlendirme ile mümkündür; tek bir gözlem ya da belirti üzerinden yapılan yorumlar yanıltıcı olabilir.

Güncel Yaklaşımlar ve Müdahale Çerçeveleri

Deliryuma yönelik yaklaşımlar, belirli bir yöntemin ya da müdahalenin tek başına “çözüm” sunduğu varsayımına dayanmaz. Güncel klinik anlayışta deliryum, altta yatan nedenlerin fark edilmesini ve genel tıbbi bakımın yeniden düzenlenmesini gerektiren bir durum olarak ele alınır. Bu nedenle müdahale çerçevesi, deliryumun kendisinden çok, onu ortaya çıkaran ve sürdüren koşulların anlaşılmasına odaklanır.

Bu bağlamda ilk adım, bireyin içinde bulunduğu tıbbi ve çevresel koşulların bütüncül biçimde gözden geçirilmesidir. Fiziksel hastalıklar, sıvı–elektrolit dengesi, enfeksiyon bulguları, solunum ve dolaşım durumları gibi etkenler deliryumun seyrini doğrudan etkileyebilir. Müdahale yaklaşımı, bu alanlarda yapılacak düzenlemelerin zihinsel durum üzerindeki olası etkilerini dikkate alır. Burada amaç, zihinsel belirtileri baskılamaktan çok, beynin işlevsel dengesini bozabilecek stres kaynaklarını azaltmaktır.

Çevresel düzenlemeler de güncel yaklaşımların önemli bir parçasını oluşturur. Kişinin bulunduğu ortamın mümkün olduğunca öngörülebilir, sakin ve yönelim destekleyici olması, zihinsel dalgalanmaların şiddetini azaltabilir. Gün–gece ayrımının belirginleştirilmesi, tanıdık uyaranların korunması ve gereksiz uyarıcıların azaltılması, deliryum sürecinde destekleyici bir rol oynar. Bu tür düzenlemeler, tek başına bir “tedavi” olarak değil, bakımın temel bileşenleri olarak değerlendirilir.

Deliryumla ilişkili davranışsal değişimlere yaklaşımda da orantılı ve bağlama duyarlı bir tutum esastır. Amaç, kişiyi kontrol altına almak değil; güvenliği sağlarken aynı zamanda bireyin öznel deneyimini ve kırılganlığını gözetmektir. Bu yaklaşım, hem bireyin kendisi hem de bakım verenler açısından sürecin daha anlaşılır ve yönetilebilir olmasına katkı sağlar.

Güncel çerçevede önemli bir diğer unsur, ekip temelli ve disiplinler arası değerlendirme anlayışıdır. Deliryum, yalnızca bir uzmanlık alanının sınırları içinde ele alınamayacak kadar çok boyutlu bir durumdur. Bu nedenle farklı klinik bakış açıları arasında kurulan işbirliği, deliryumun daha erken fark edilmesine ve daha dengeli bir yaklaşım geliştirilmesine olanak tanır.

Bu başlık altında ele alınan yaklaşımlar, deliryuma yönelik genel ilke ve çerçeveleri yansıtmaktadır. Burada aktarılan bilgiler, belirli bir müdahaleyi önermek veya üstünlük iddiasında bulunmak amacı taşımaz. Deliryuma yönelik her yaklaşım, bireysel klinik koşullar ve tıbbi bağlam dikkate alınarak, yetkin sağlık profesyonelleri tarafından planlanmalıdır.

Seyir ve Değişkenlik

Deliryumun seyri, çoğu klinik durumda öngörülebilir ve tekdüze bir çizgi izlemez. Bu durumun en belirgin özelliklerinden biri, zihinsel durumdaki değişimlerin zaman içinde dalgalanma göstermesi ve bireyden bireye farklı örüntüler sergilemesidir. Aynı klinik bağlamda bulunan iki kişide bile deliryumun başlangıcı, şiddeti ve süresi belirgin biçimde farklılık gösterebilir.

Bazı durumlarda deliryum, altta yatan etkenlerin ortadan kalkmasıyla birlikte görece kısa sürede gerileyebilir. Ancak bu gerileme her zaman ani ya da doğrusal bir iyileşme şeklinde olmaz. Zihinsel berraklık dönemleri ile konfüzyonun yeniden belirginleştiği zaman aralıkları birbirini izleyebilir. Bu geçici düzelmeler, deliryumun tamamen sona erdiği anlamına gelmeyebilir ve erken değerlendirmelerde yanıltıcı bir izlenim yaratabilir.

Deliryumun süresi ve seyri üzerinde, bireyin yaşı, bilişsel rezervi, eşlik eden tıbbi durumları ve bakım koşulları önemli rol oynar. Daha kırılgan bireylerde ya da ağır bedensel hastalıkların eşlik ettiği durumlarda, zihinsel dalgalanmalar daha uzun sürebilir ve toparlanma daha yavaş ilerleyebilir. Bu durum, deliryumun yalnızca “geçici” bir durum olarak küçümsenmemesi gerektiğini gösterir.

Bazı bireylerde deliryum süreci sonlandıktan sonra bile, bilişsel işlevlerde veya dikkat kapasitesinde geçici bir hassasiyet devam edebilir. Bu durum, her zaman kalıcı bir bozulmaya işaret etmez; ancak deliryumun beyinde ve genel işlevsellikte yarattığı yükün zamanla telafi edilmesi gerektiğini düşündürür. Klinik takip, bu nedenle yalnızca akut dönemi değil, sonraki iyileşme sürecini de kapsamalıdır.

Deliryumun seyri aynı zamanda erken fark edilip edilmemesi ile de yakından ilişkilidir. Zihinsel durumdaki değişimlerin geç fark edildiği ya da yalnızca davranışsal sorunlar olarak yorumlandığı durumlarda, sürecin daha karmaşık bir hale gelmesi olasıdır. Bu da deliryumun, klinik bağlamda bir sonuçtan çok, bir sürecin göstergesi olarak ele alınmasının önemini vurgular.

Bu başlık altında ele alınan seyir özellikleri, deliryumun her bireyde aynı şekilde ilerleyeceği anlamına gelmez. Burada sunulan bilgiler, deliryumun doğası gereği değişken ve bağlama duyarlı bir klinik durum olduğunu göstermeyi amaçlamaktadır. Deliryumun seyri ve olası sonuçları, ancak bireysel klinik koşullar dikkate alınarak yapılan kapsamlı bir değerlendirme ve izlem süreci içinde anlamlandırılabilir.

⚖️ Etik Uyarı ve Bilgilendirme Notu

Bu sayfadaki bilgiler, Deliryum hakkında genel bir farkındalık oluşturmak amacıyla hazırlanmıştır. Tanı koyma, bireysel değerlendirme yapma veya tıbbi öneri sunma amacı taşımaz.

Ruh sağlığınızla ilgili endişeleriniz varsa, bir psikiyatri uzmanına veya yetkin bir ruh sağlığı profesyoneline başvurmanız önemlidir. Acil durumlarda en yakın sağlık kuruluşuna başvurunuz.

Kaynaklar
  1. Sadock BJ, Sadock VA, Ruiz P. Kaplan & Sadock’s Synopsis of Psychiatry: Behavioral Sciences/Clinical Psychiatry. 11th ed. Philadelphia: Wolters Kluwer; 2015. p. 347–360.
  2. Sadock BJ, Sadock VA, Ruiz P. Kaplan & Sadock’s Comprehensive Textbook of Psychiatry. 10th ed. Philadelphia: Wolters Kluwer; 2017. Chapter 24, Delirium and Other Cognitive Disorders.
  3. American Psychiatric Association. Diagnostic and Statistical Manual of Mental Disorders. 5th ed. Washington (DC): American Psychiatric Publishing; 2013. Delirium section.
  4. Inouye SK, Westendorp RGJ, Saczynski JS. Delirium in elderly people. Lancet. 2014;383(9920):911–922.
  5. Maldonado JR. Delirium pathophysiology: An updated hypothesis of the etiology of acute brain failure. Int J Geriatr Psychiatry. 2018;33(11):1428–1457.