Yaygın Anksiyete Bozukluğu Hakkında Genel Çerçeve
Günlük yaşamda birçok kişi zaman zaman endişe, korku, gerginlik, huzursuzluk, daralma ya da bunaltı gibi duygular yaşayabilir. Psikiyatri alanında bu duygu durumlarını kapsayıcı biçimde tanımlamak için anksiyete kavramı kullanılır. Anksiyete, stresli ya da belirsiz durumlar karşısında ortaya çıkan ve bireyin olası tehditlere karşı hazırlıklı olmasını sağlayan, temelde uyum sağlayıcı bir tepkidir. Bu yönüyle, kişinin dikkatini artırabilir, riskleri fark etmesine ve önlem almasına katkı sağlayabilir.
Ancak anksiyetenin süresinin uzaması, yoğunluğunun artması ya da bireyin günlük işlevselliğini belirgin biçimde etkilemeye başlaması durumunda, uyum sağlayıcı niteliğini yitirerek klinik açıdan değerlendirilmesi gereken bir boyut kazanabilir. Özellikle mesleki, akademik ya da sosyal alanlarda belirgin zorlanmaların ortaya çıkması, anksiyetenin patolojik bir örüntüye dönüşmüş olabileceğini düşündürür.
Yaygın anksiyete bozukluğu bu çerçevede, süregiden ve kontrol edilmesi güç bir endişe hali ile karakterizedir. Bu endişeler çoğu zaman günlük yaşamın farklı alanlarına yayılır ve kişi, kaygılarının aşırı ya da orantısız olduğunun her zaman farkında olmayabilir. Buna karşın, bu durum belirgin bir içsel sıkıntı ile seyreder. Klinik tanımlamalarda, bu kaygı durumunun en az altı ay boyunca devam etmesi ve endişeye çeşitli bedensel ya da zihinsel yakınmaların eşlik etmesi vurgulanmaktadır.
Epidemiyolojik çalışmalarda yaygın anksiyete bozukluğunun yaşam boyu görülme sıklığı farklı oranlarla bildirilmiştir. Amerika Birleşik Devletleri’nde yapılan geniş ölçekli çalışmalarda bu oran yaklaşık %2–3 düzeyinde saptanırken, bazı araştırmalarda daha yüksek oranlara ulaşıldığı bildirilmektedir. Kadınlarda erkeklere kıyasla daha sık görüldüğü; çoğunlukla geç ergenlik ya da genç erişkinlik dönemlerinde başladığı, ancak ileri yaşlarda da özellikle kadınlarda klinik başvuruların devam edebildiği ifade edilmektedir. Ayrıca, birinci basamak sağlık hizmetlerinde yaygın anksiyete belirtileriyle başvuruların görece sık olduğuna dair bulgular mevcuttur.
Sıklıkla Eşlik Edebilen Deneyimler
Yaygın anksiyete bozukluğu olan kişilerde çoğu zaman yoğun bir endişe hali ve bu endişeye eşlik eden belirgin bir içsel sıkıntı duygusu ön plandadır. Bu endişeler genellikle tek bir alanla sınırlı değildir; günlük yaşamın farklı başlıklarına yayılabilir. Kişi, beklenmedik bir olumsuz haber alacağı, sevdiklerine bir şey olacağı, iş ya da akademik yaşamında başarısız olacağı gibi olasılıklar üzerinde sürekli düşünme eğiliminde olabilir. Bu düşünceler çoğu zaman olasılıksal ve geleceğe yöneliktir; belirsizlikle baş etme güçlüğü belirgindir.
Bu sürekli zihinsel meşguliyet hali, bedensel ve bilişsel düzeyde çeşitli deneyimlerle birlikte görülebilir. Kolay yorulma, dikkatini sürdürmede güçlük, zihinsel dağınıklık ya da unutkanlık hissi sık dile getirilen yakınmalardandır. Uykuya dalmakta zorlanma, uykunun sık bölünmesi ya da sabahları dinlenmemiş uyanma da tabloya eşlik edebilir. Bedensel düzeyde ise kas gerginliği, huzursuzluk ve tarif edilmesi güç bir bunaltı hissi yaygın olarak ifade edilir. Bu deneyimlerin bir kısmı ya da birkaçı birlikte bulunabilir ve genellikle süreklilik gösterir.
Klinik çerçevede, bu tür endişe ve eşlik eden yakınmaların en az altı ay boyunca devam etmesi önemlidir. Bununla birlikte, yaygın anksiyete belirtileri çoğu zaman başka anksiyete ile ilişkili ruhsal durumlarla birlikte görülebilir. Panik belirtileri, belirli nesne ya da durumlara yönelik korkular, yineleyici düşünceler veya travmatik yaşantılarla ilişkili tepkiler eş zamanlı olarak tabloya eşlik edebilir. Ayrıca depresif belirtiler yaygın anksiyete bozukluğuna oldukça sık eşlik eder; bu durum hem klinik değerlendirme sürecinde hem de izlem planlamasında özellikle dikkate alınması gereken bir birlikteliktir.
Ortaya Çıkışını Etkileyebilen Etkenler
Genetik Yatkınlık
Yaygın anksiyete bozukluğunun gelişiminde genetik yatkınlığın rol oynayabileceğine dair çeşitli aile ve ikiz çalışmaları bulunmaktadır. Birinci derece akrabalarında benzer anksiyete örüntüleri bulunan bireylerde riskin anlamlı ölçüde arttığı; bazı çalışmalarda bu artışın birkaç kat düzeyinde olabileceği bildirilmiştir. Bununla birlikte genetik faktörler, tek başına belirleyici nedenler olarak değil, çevresel ve gelişimsel etkenlerle etkileşim içinde işleyen bir duyarlılık zemini olarak ele alınmaktadır.
Çevresel Etmenler
Çevresel koşullar, genetik yatkınlığın nasıl ve ne ölçüde ortaya çıkacağını belirleyen önemli düzenleyiciler arasında yer alır. Özellikle çocukluk ve ergenlik dönemlerinde maruz kalınan aile içi stresler, aşırı koruyucu ya da tutarsız ebeveyn tutumları, güvenli bağlanmanın yeterince gelişemediği ilişkisel ortamlar ya da uzun süreli belirsizlikler, bireyin tehdit algısını ve kaygı düzenleme biçimlerini etkileyebilir. Bu tür çevresel deneyimler, zaman içinde sürekli bir endişe halinin yerleşmesine zemin hazırlayabilir.
Psikanalitik Yaklaşım
Psikanalitik kuramlar, yaygın anksiyeteyi bireyin iç dünyasında yaşanan çatışmalar bağlamında ele alır. Bu yaklaşıma göre anksiyete, dürtüler, benlik işlevleri ve içselleştirilmiş değerler arasında yaşanan ve çoğu zaman bilinç düzeyine tam olarak yansımayan gerilimlerin duygusal bir ifadesidir. Yaygın anksiyete bozukluğunda korkunun belirli bir nesneye yönelmemesi, bu içsel çatışmaların daha dağınık ve süreğen bir biçimde yaşanmasıyla ilişkilendirilir.
Bilişsel Yaklaşım
Bilişsel modellere göre yaygın anksiyete bozukluğunun temel özelliklerinden biri belirsizliğe tahammülsüzlüktür. Bu kişiler, geleceğe ilişkin olası olumsuzlukları sürekli zihinsel olarak değerlendirme eğilimindedir. Endişe, kısa vadede bireye hazırlıklı olma ve kontrol sağlama hissi verebilir; bu yönüyle bir başa çıkma stratejisi gibi işlev görebilir. Ancak uzun vadede bu düşünce biçimi kaygının sürmesine ve pekişmesine katkıda bulunur.
Nörobiyolojik Süreçler ve Nörotransmitterler
Nörobiyolojik araştırmalar, yaygın anksiyete bozukluğunda duygu durumunun düzenlenmesinde rol oynayan bazı nörotransmitter sistemlerine dikkat çekmektedir. Özellikle serotonin sistemi ve bu sistemle ilişkili taşıyıcı mekanizmaların, kaygı düzeylerinin düzenlenmesinde etkili olabileceği öne sürülmektedir. Bu biyolojik süreçler, anksiyete duyarlılığını artıran bir zemin sunabilir; ancak tek başına bozukluğun ortaya çıkışını açıklamak için yeterli değildir.
Yaşam Olayları
Yaşam boyunca karşılaşılan stresli ya da travmatik olaylar, yaygın anksiyete bozukluğunun gelişiminde önemli bir rol oynayabilir. Özellikle erken çocukluk döneminde yaşanan ebeveyn kaybı, ihmal, travma ya da uzun süreli güvensizlik deneyimleri, bireyin temel güvenlik algısını ve stresle baş etme biçimlerini etkileyebilir. İlerleyen yaşam dönemlerinde karşılaşılan kronik stresler, önemli yaşam değişiklikleri ya da tekrarlayıcı kayıplar da mevcut kaygı yatkınlığını artırabilir.
Değerlendirme Nasıl Yapılır?
Yaygın anksiyete bozukluğunun klinik değerlendirilmesinde, uluslararası tanı sınıflandırma sistemleri yol gösterici çerçeveler sunar. Bu bağlamda DSM-5’te yer alan tanımlayıcı ölçütler, belirtilerin süresi, yaygınlığı ve işlevsellik üzerindeki etkisinin sistematik olarak ele alınmasını amaçlar. Aşağıda yer alan ölçütler, klinik değerlendirmeyi yapılandırmaya yardımcı olan bir referans çerçeve olarak sunulmaktadır.
DSM-5’e göre yaygın anksiyete bozukluğu tanı ölçütleri şunlardır:
A. En az altı ay süreyle, günlerin çoğunda; iş, okul ya da günlük yaşamla ilişkili çeşitli olay ve etkinlikler hakkında aşırı kaygı ve kuruntu (kaygılı beklenti) bulunması.
B. Kişinin bu kuruntu ve endişeleri denetim altına almakta güçlük yaşaması.
C. Kaygı ve kuruntuya aşağıdaki belirtilerden en az üçünün eşlik etmesi
(bu belirtilerin en azından bir kısmının son altı ayın çoğu gününde bulunmuş olması beklenir):
Huzursuzluk, gerginlik ya da sürekli tetikte olma hissi
Kolay yorulma
Odaklanmada güçlük ya da zihnin boşalmış gibi hissedilmesi
Kolay kızma ya da tahammülsüzlük
Kas gerginliği
Uykuya dalmakta ya da uykuyu sürdürmekte güçlük ya da dinlendirici olmayan uyku
D. Kaygı, kuruntu ya da bedensel belirtilerin; toplumsal, mesleki, akademik ya da diğer önemli işlevsellik alanlarında belirgin bir sıkıntıya veya işlevsellikte düşmeye yol açması.
E. Bu belirtilerin, bir madde kullanımına (örneğin kötüye kullanılabilen maddeler ya da ilaçlar) ya da başka bir tıbbi duruma (örneğin hipertiroidi) bağlı fizyolojik etkilerle daha iyi açıklanamaması.
F. Belirtilerin, başka bir ruhsal bozukluk çerçevesinde daha iyi açıklanamaması.
Bu ölçütler, yaygın anksiyete bozukluğunun tanımlanmasında kullanılan standart bir referans sistemi sunmakla birlikte, tek başına tanı koydurucu değildir. Klinik değerlendirme; bireyin yaşam öyküsü, belirtilerin bağlamı, eşlik eden ruhsal ya da bedensel durumlar ve işlevsellik üzerindeki etkiler birlikte ele alınarak yapılır.
Alt Başlıklar / Alt Türler
Yaygın anksiyete bozukluğu, tanısal sınıflandırmalarda tek bir başlık altında yer almakla birlikte, klinik pratikte farklı baskın örüntülerle seyredebilir. Bu farklılıklar, ayrı alt tanılar olarak değil; belirtilerin hangi alanda yoğunlaştığını ve bireyin kaygıyı nasıl deneyimlediğini anlamaya yardımcı olan klinik görünümler olarak ele alınır.
Bazı kişilerde endişe daha çok geleceğe yönelik olumsuz senaryolar etrafında yoğunlaşır. Bu örüntüde belirsizlikle baş etme güçlüğü belirgindir; kişi olası riskleri sürekli zihninde canlandırarak hazırlıklı olmaya çalışır. Kaygı, zihinsel düzeyde baskınken bedensel belirtiler görece geri planda kalabilir.
Bazı bireylerde ise tabloya bedensel gerginlik ve fizyolojik yakınmalar daha fazla eşlik eder. Kas gerginliği, huzursuzluk, çabuk yorulma ve uyku sorunları ön plandadır. Bu kişiler kaygılarını çoğu zaman bedensel belirtiler üzerinden ifade eder ve endişe duygusunu sözel olarak tanımlamakta zorlanabilir.
Başka bir klinik görünümde, yaygın anksiyete belirtileri depresif özelliklerle iç içe geçmiştir. Süreğen kaygıya düşük enerji, isteksizlik, karamsarlık ya da umutsuzluk düşünceleri eşlik edebilir. Bu durumda belirtiler arasındaki sınırlar bulanıklaşır ve klinik değerlendirmede her iki alanın da birlikte ele alınması önem kazanır.
Bazı kişilerde ise anksiyete, işlevselliği koruma çabasıyla aşırı kontrol ve sorumluluk alma biçiminde kendini gösterebilir. Sürekli tetikte olma hali, hata yapmaktan kaçınma ve yüksek beklentiler, kaygının davranışsal düzeydeki yansımaları olarak ortaya çıkar.
Bu farklı klinik görünümler, yaygın anksiyete bozukluğunun tek tip bir deneyim olmadığını; bireyin kişilik özellikleri, yaşam öyküsü ve eşlik eden ruhsal durumlarla birlikte şekillendiğini göstermektedir. Klinik değerlendirme sürecinde bu örüntülerin fark edilmesi, belirtilerin daha iyi anlaşılmasına ve izlem sürecinin daha sağlıklı planlanmasına katkı sağlar.
Benzer Durumlarla Ayrım
Yaygın anksiyete bozukluğunun değerlendirilmesinde, benzer belirtilerle seyredebilen diğer ruhsal ve bedensel durumların dışlanması önemlidir. Ayırıcı tanı süreci, özellikle anksiyete belirtilerinin kaynağının biyolojik mi yoksa psikiyatrik mi olduğunun anlaşılması açısından sistematik bir yaklaşım gerektirir.
Biyolojik ve Tıbbi Nedenler
Bazı tıbbi durumlar, yaygın anksiyete bozukluğuna benzer belirtilerle seyredebilir. Bu nedenle klinik değerlendirmede öncelikle bedensel nedenlerin göz önünde bulundurulması önem taşır. Özellikle hormonal ve kardiyopulmoner sistemle ilişkili hastalıklar, çarpıntı, huzursuzluk, terleme, nefes darlığı ve gerginlik gibi belirtilerle anksiyete tablosunu taklit edebilir.
Tiroid bezinin aşırı çalışması, kortizol düzeylerindeki artışla seyreden endokrin hastalıklar ya da katekolamin salınımıyla ilişkili tümörler, bedensel uyarılmışlık halini artırarak kaygı benzeri bir klinik görünüm oluşturabilir. Benzer şekilde kalp ritim bozuklukları, yapısal kalp hastalıkları veya akciğer kaynaklı patolojilerde ortaya çıkan nefes darlığı ve çarpıntı, bireyde sürekli bir endişe ve tetikte olma hissine yol açabilir.
Bu tür durumlarda anksiyete belirtileri genellikle altta yatan tıbbi tablonun seyriyle paralellik gösterir. Bu nedenle fizik muayene, gerekli laboratuvar incelemeleri ve tıbbi öykü, ayırıcı tanının temel bileşenleri arasında yer alır.
Panik Bozukluğu ile Ayrım
Panik bozukluğunda anksiyete, çoğunlukla ani başlayan ve kısa sürede yoğunlaşan panik ataklar şeklinde ortaya çıkar. Bu ataklar belirgin bir başlangıç ve bitişe sahiptir. Yaygın anksiyete bozukluğunda ise kaygı daha süreğen, dalgalı ve yaygın bir nitelik taşır. Endişe hali belirli ataklarla sınırlı değildir; günlük yaşamın farklı alanlarına yayılır ve daha sürekli bir arka plan duygusu şeklinde yaşanır.
Depresif Bozukluklar ile Ayrım
Depresif bozukluklarda da huzursuzluk, uyku sorunları ve konsantrasyon güçlüğü görülebilir. Ancak depresyonda baskın duygulanım genellikle çökkünlük, ilgi ve zevk kaybı ile karakterizedir. Yaygın anksiyete bozukluğunda ise temel duygu, geleceğe yönelik kaygı ve sürekli bir endişe halidir. Bununla birlikte iki durum sıklıkla birlikte görülebilir ve bu birliktelik klinik değerlendirmede özellikle dikkate alınmalıdır.
Obsesif-Kompulsif Bozukluk ile Ayrım
Obsesif-kompulsif bozuklukta kaygı, çoğunlukla belirli düşünceler, imgeler ya da dürtüler etrafında yoğunlaşır. Bu düşünceler yineleyici ve istenmeyen bir nitelik taşır ve çoğu zaman belirli davranışlarla ya da zihinsel ritüellerle yatıştırılmaya çalışılır. Yaygın anksiyete bozukluğunda ise endişeler daha yaygın, gündelik yaşamla ilişkili ve belirli bir obsesif tema ya da kompulsif davranışla sınırlı değildir.
Travma Sonrası Stres Bozukluğu ile Ayrım
Travma sonrası stres bozukluğunda anksiyete belirtileri, genellikle belirli bir travmatik yaşantı ile ilişkilidir. Travmaya dair istemsiz anılar, kaçınma davranışları ve artmış uyarılmışlık hali ön plandadır. Yaygın anksiyete bozukluğunda ise kaygı, tek bir olayla sınırlı değildir; daha genel ve süreğen bir nitelik gösterir.
Güncel Yaklaşımlar ve Müdahale Çerçeveleri
Yaygın anksiyete bozukluğunda müdahale yaklaşımları, belirtilerin şiddeti, süresi, eşlik eden ruhsal ya da bedensel durumlar ve bireyin yaşam bağlamı dikkate alınarak planlanır. Klinik uygulamada farmakolojik ve psikoterapötik yaklaşımlar çoğu zaman birbirini tamamlayıcı biçimde ele alınır.
Farmakolojik Yaklaşımlar
Farmakolojik seçenekler, yaygın anksiyete belirtilerinin azaltılmasına ve işlevselliğin desteklenmesine yönelik olarak değerlendirilir. Kullanılan ilaç grupları etki mekanizmaları ve kullanım amaçları açısından farklılık gösterir.
Anksiyolitik İlaçlar
Bu gruptaki ilaçlar çoğunlukla benzodiazepin türevlerinden oluşur ve anksiyeteyi kısa sürede yatıştırıcı etkileriyle bilinir. Hızlı rahatlama sağlayabilmelerine karşın, uzun süreli kullanımları tolerans ve bağımlılık riski nedeniyle dikkatli klinik değerlendirme gerektirir.
Beta Blokörler
Beta bloker ilaçlar, anksiyetenin özellikle çarpıntı, titreme ve terleme gibi otonomik belirtileri üzerinde etkilidir. Daha çok bedensel belirtilerin ön planda olduğu durumlarda destekleyici bir seçenek olarak değerlendirilir.
Buspiron
Buspiron, benzodiazepinlerden farklı bir etki mekanizmasına sahip olan ve anksiyete tedavisinde kullanılan bir ajandır. Sedasyon ve bağımlılık riskinin görece düşük olması, bazı klinik durumlarda tercih edilmesini sağlayabilir.
Antidepresanlar (SSRI ve SNRI grupları)
Seçici serotonin geri alım inhibitörleri (SSRI) ve serotonin-noradrenalin geri alım inhibitörleri (SNRI), yaygın anksiyete bozukluğunda sık kullanılan ilaç grupları arasında yer alır. Bu ilaçlar, anksiyete belirtilerinin yanı sıra sıklıkla eşlik eden depresif belirtiler üzerinde de etkili olabilir.
Trisiklik Antidepresanlar
Trisiklik antidepresanlar daha eski kuşak ilaçlar arasında yer alır. Bazı hastalarda etkili olmakla birlikte, yan etki profilleri nedeniyle güncel klinik uygulamada daha sınırlı kullanılmaktadır.
Antiepileptikler
Bazı antiepileptik ilaçların anksiyete belirtileri üzerinde düzenleyici etkiler gösterebileceğine dair bulgular bulunmaktadır. Özellikle son yıllarda yapılan çalışmalarda pregabalinin, yaygın anksiyete bozukluğunda etkili olabileceği bildirilmiştir.
Psikoterapötik Yaklaşımlar
Psikoterapi, yaygın anksiyete bozukluğunun değerlendirme ve izlem sürecinde önemli bir yer tutar. Terapötik yaklaşımlar, bireyin kaygıyı nasıl deneyimlediğini ve sürdürdüğünü anlamayı hedefler.
Destekleyici Psikoterapi
Destekleyici psikoterapi, bireyin yaşadığı sıkıntının anlaşılması ve duygusal yükün paylaşılması üzerine odaklanır. Özellikle stresli yaşam dönemlerinde baş etme kapasitesini güçlendirmeyi amaçlar.
Gevşeme Egzersizleri ve Bedensel Farkındalık Çalışmaları
Gevşeme egzersizleri ve bedensel farkındalık temelli uygulamalar, anksiyeteye eşlik eden bedensel gerginliğin azaltılmasına katkı sağlayabilir. Bu çalışmalar, kişinin bedensel sinyallerini tanımasını ve düzenlemesini destekler.
Bilişsel Davranışçı Terapi
Bilişsel davranışçı terapi, yaygın anksiyete bozukluğunda sık kullanılan psikoterapi yaklaşımlarından biridir. Bu çerçevede, belirsizliğe tahammülsüzlük ve işlevsiz düşünce kalıpları ele alınır.
Analitik / Psikodinamik Yaklaşımlar
Analitik yönelimli terapiler, anksiyetenin bireyin içsel çatışmaları ve ilişkisel örüntüleriyle olan bağını anlamaya odaklanır. Süreğen kaygının kişisel anlamı bu çerçevede ele alınır.
Seyir ve Değişkenlik
Yaygın anksiyete bozukluğunun seyri bireyler arasında farklılık gösterebilir ve çoğu zaman uzun yıllara yayılan bir örüntü izler. Klinik gözlemler ve araştırmalar, belirtilerin tanı konulmadan çok önce başladığını; bireyin bu durumu uzun süre kişisel bir özellik ya da yaşamın doğal bir parçası olarak algılayabildiğini düşündürmektedir. Bu durum, tanının gecikmesine ve belirtilerin kronikleşmesine zemin hazırlayabilir.
Hastalığın gidişini etkileyen birçok etken bulunmaktadır. Eşlik eden diğer psikiyatrik durumların zamanında fark edilmesi ve ele alınması, tedaviye uyum, hekim–hasta ilişkisinin güvene dayalı ve süreklilik içeren bir çerçevede kurulması bu etkenler arasında öne çıkar. Ayrıca bireyin kişilik özellikleri, stresle baş etme biçimleri ve yaşam koşulları da süreci şekillendirebilir.
Erken tanı ve uygun müdahale, belirtilerin yerleşmesini ve yaşam kalitesi üzerindeki olumsuz etkilerin artmasını önlemede önemli bir rol oynar. Bu nedenle yaygın anksiyete bozukluğunun hem sağlık profesyonelleri hem de toplum düzeyinde tanınır olması, değerlendirme ve izlem süreçlerini kolaylaştırır.
İlaç tedavisi, psikoterapi ya da bu yaklaşımların birlikte kullanıldığı izlem modelleriyle, birçok bireyde belirgin işlevsel iyileşmeler sağlanabildiği bildirilmektedir. Bununla birlikte her bireyin süreci kendine özgüdür ve klinik izlem, bu değişkenlik göz önünde bulundurularak planlanır.
⚖️ Etik Uyarı ve Bilgilendirme Notu
Bu sayfadaki bilgiler, Yaygın Anksiyete Bozukluğu hakkında genel bir farkındalık oluşturmak amacıyla hazırlanmıştır. Tanı koyma, bireysel değerlendirme yapma veya tıbbi öneri sunma amacı taşımaz.
Ruh sağlığınızla ilgili endişeleriniz varsa, bir psikiyatri uzmanına veya yetkin bir ruh sağlığı profesyoneline başvurmanız önemlidir. Acil durumlarda en yakın sağlık kuruluşuna başvurunuz.
Kaynaklar
DSM-5
Amerikan Psikiyatri Birliği (2013). Mental Bozuklukların Tanısal ve Sayımsal El Kitabı (DSM-5) (Çev. ed.: E. Köroğlu). Ankara: Hekimler Yayın Birliği, 2014.Baldwin, D. S., Waldman, S., & Allgulander, C. (2011). Evidence-based pharmacological treatment of generalized anxiety disorder. International Journal of Neuropsychopharmacology, 14(5), 697–710.
Stein, D. J., & Sareen, J. (2015). Generalized anxiety disorder. New England Journal of Medicine, 373(21), 2059–2068.
