Çevrimiçi (online) terapi kavramı, tek bir yöntemi ya da uygulamayı tanımlayan dar bir çerçeveye sahip değildir. En genel anlamıyla, ruh sağlığı alanında yürütülen klinik görüşmelerin yüz yüze ortam dışında, dijital iletişim araçları aracılığıyla gerçekleştirilmesini ifade eder. Yazılı mesajlaşma tabanlı destekler, telefon görüşmeleri, uygulama temelli izlem sistemleri ve video görüşmeler bu başlık altında yer alabilir.
Son yıllarda, özellikle COVID-19 pandemisiyle birlikte, çevrimiçi terapi denildiğinde çoğunlukla video görüşme aracılığıyla yapılan psikoterapi ve psikiyatrik değerlendirmeler anlaşılmaktadır. Ancak bu yaygın kullanım, çevrimiçi yapılan her görüşmenin otomatik olarak “psikoterapi” niteliği taşıdığı anlamına gelmez. Psikoterapi, yalnızca iki kişi arasında yapılan bir konuşma değil; belirli bir kuramsal arka plana, sistematik bir çerçeveye ve tanımlı etik ilkelere dayanan bir klinik uygulamadır.
Son dönemde, özellikle dijital platformların artışıyla birlikte, psikoterapi kavramının içeriğinin belirsizleştiği ve zaman zaman boşaltıldığı görülmektedir. Kısa süreli danışmanlık görüşmeleri, yönlendirme konuşmaları ya da yapılandırılmamış destek etkileşimleri, bağlamından koparılarak “terapi” olarak sunulabilmektedir. Oysa bir çalışmanın psikoterapi olarak değerlendirilebilmesi için; kullanılan yöntemin kuramsal temellerinin açık olması, hedeflerinin tanımlanmış olması ve sürecin klinik bir çerçeve içinde yürütülmesi gerekir.
Çevrimiçi (online) ortamda yapılan görüşmeler, bu temel ilkeleri ortadan kaldırmaz ya da gevşetmez. Aksine, dijital ortamda yürütülen uygulamalarda çerçevenin daha da net tanımlanması gerekir. Görüşmenin amacı, sınırları, süresi ve yöntemi; kullanılan platformdan bağımsız olarak korunmalıdır. Çevrimiçi olması, psikoterapinin bilimsel, etik ve kuramsal niteliğini zayıflatan bir unsur değil; ancak bu nitelikler korunduğu sürece anlamlı olabilecek bir uygulama biçimidir.
Uzaktan yürütülen ruh sağlığı görüşmeleri, belirli koşullarda ve belirli amaçlarla yararlı olabilir. Coğrafi erişim güçlükleri, fiziksel engeller, sürekliliğin korunması gereken takip süreçleri ya da geçici durumlar bu bağlamda değerlendirilebilir. Buna karşılık, ilk değerlendirme görüşmeleri, karmaşık klinik tablolar, risk değerlendirmesi gerektiren durumlar ve yoğun klinik izlem ihtiyacı olan kişiler için yüz yüze görüşme temel referans noktası olmayı sürdürmektedir.
Türkiye’de çevrimiçi (online) ruh sağlığı hizmetleri, Sağlık Bakanlığı tarafından belirlenen Uzaktan Sağlık Hizmetlerinin Sunumu Hakkında Yönetmelik kapsamında ele alınmaktadır. Bu çerçevede, uzaktan sağlık hizmeti sunulabilmesi için ilgili sağlık kuruluşlarının Uzaktan Sağlık Hizmeti Yetki Belgesi alması gerekmektedir. Mevzuat; hizmetin kapsamı, teknik altyapı gereklilikleri, veri güvenliği ve hasta mahremiyetine ilişkin yükümlülükleri tanımlamayı amaçlar. Dolayısıyla çevrimiçi yürütülen psikiyatrik ve psikoterapötik görüşmeler, yalnızca teknik olarak mümkün olmalarıyla değil, hukuki ve etik uygunluklarıyla birlikte değerlendirilmelidir.
Pandemi sonrası dönemde, bazı psikoterapi yaklaşımlarının çevrimiçi ortamlara uyarlanmasına yönelik deneyimler de artmıştır. Psikodrama, grup dinamikleri, bedensel etkileşim ve mekânsal düzenlemeleri merkeze alan bir yöntem olmakla birlikte, belirli koşullarda video konferans platformları aracılığıyla da uygulanabilmektedir. Bu tür uygulamalarda sahneleme, rol alma ve paylaşım süreçleri fiziksel mekândan farklı biçimlerde yapılandırılır. Ancak çevrimiçi psikodrama çalışmaları, yüz yüze psikodramanın doğrudan bir eşdeğeri olarak değil; yöntemin sınırları yeniden tanımlanarak kullanılan, bağlama özgü uyarlamalar olarak ele alınmalıdır.
Bu yazının amacı, çevrimiçi terapinin kimler için uygun ya da uygun olmadığını kesin çizgilerle belirlemek değildir. Amaç, çevrimiçi (online) ruh sağlığı uygulamalarının kapsamını, sınırlarını ve hangi koşullarda anlamlı olabileceğini açıklamak; psikoterapi kavramının bilimsel ve etik çerçevesinin, kullanılan ortamdan bağımsız olarak korunması gerektiğini vurgulamaktır.
